Toplumsal cinsiyet rolleri yalnızca erkekler üzerinden değil, kadınlar üzerinden de sorgulanmalıdır. Kadınların toplumda ikinci sınıf olarak görülmesinin ardında, bazı kadınların bağımsızlık talep etmemesi ve geleneksel rollerin konforuna sıkı sıkıya tutunması da vardır. Evet, bu durumun temelinde toplumsal yapı, dinin etkisi ve kültürel öğretilerin etkisi büyüktür. Ancak çocukluktan itibaren işlenen kalıplar, birey sorgulamadıkça değişmez. Kadınlara evde oturmaları, eşlerinin kazançlarına bağımlı olmaları telkin edilir; “iyi bir evlilik yapma” hayali özgürlük arayışının önüne geçer. Bu sessiz kodlamaya uyum sağlandığında, sistem sürer. Oysa çağ değişti. Pek çok kadın zincirleri kırmaya çalışıyor. Ekonomik özgürlük, birey olma bilinci güçleniyor. Ancak hâlâ eski düzenin sağladığı konfora sarılanlar var ve bu tercihler, eşitsizliği besleyen kısır döngüyü diri tutuyor. Gerçek eşitlik için kadınların kendi rollerini sorgulaması, ekonomik bağımsızlık kazanmaları ve geleneksel kalıpları reddetmeleri gerekir. Çünkü kişi kendini özgürleştirmeden eşit olamaz.
“Ben eşitim” demekle eşitlik sağlanmaz. Gereğini yerine getirmek şarttır. Sadece hak istemek yetmez; yük de taşınmalıdır.
Eğer bir kadın, lokantada daima erkeğin ödeme yapmasını doğal karşılıyorsa, boşanırken ortak kazancın dışındaki kazanca da ortak olmak istiyorsa ve hala ekonomik bağımlılığı tercih ediyorsa, toplumsal rollerin yeniden üretilmesine katkı sağlıyor demektir. Bu yüzden eşitlik, hayatın içinde yaşanmalıdır. Faturayı bölüşmek, kendi finansal güvenceni oluşturmak ve bağımsız kararlar almak gibi. İşte gerçek adımlar bunlardır. Toplumsal yapı birey değişirse dönüşür. Ve kadın, bu değişimi önce kendinde başlatmalıdır. Bu anlamda ekonomik özgürlük isteyen biri, maddi yükü paylaşmayı da kabul etmelidir. Erkekten beklenti içinde olup eşitlik talep etmek tuhaf değil mi? Bu çelişkinin adı: Seçici eşitlik. İşine gelince özgürlük, gelmeyince gelenek. Bu adil değil. Gerçek eşitlik, tarafların her konuda sorumluluğu paylaşmasıyla olur. Özgürlük istiyorsan kendi kazancını elde edeceksin; saygı istiyorsan gücünü göstereceksin. Kadınlara yönelik küçümsemeyi yıkmak mı istiyorsun? Önce kendinden başlayarak, kendini güçlendireceksin.
Bugün evlilikler, sevgiden çok maddi hesaba dönüşmüş durumda. Gösterişli düğünler, mücevherler, masraflar. Hepsi erkeğin sırtında. Yıllarca sürecek borçlar, bir gecelik şatafat uğruna yükleniyor. Oysa evlilik ortaklıktır; kazanan ve harcayan düzeni değil. Gerçek sevgi varsa çiftler birlikte kazanır, birlikte harcar. Ama evlilik kadın için bir “güvence” kapısına dönüşmüşse, erkek de kendini sponsor gibi hisseder. Bu bozulmuş düzende sevgi ve saygı kalmaz. Eşitlik istiyorsan yük paylaşılacak. Ortak hayat, ortak sorumluluk demektir. Gelir de gider de paylaşılmazsa, ilişki sömürüye dönüşür. Bu da sevgiyi yok eder.
Özetle: Eşitlik istiyorsan sorumluluk alacaksın. Ancak o zaman gerçek, sağlıklı bir ilişki mümkündür.

Skriv et svar