
Tanrı’ya dair bu yazı, benim aklım ve vicdanımla yaptığım kişisel bir sorgulamanın ürünüdür; hakikati değil, kendi düşünce yolumu yansıtır.
Dua, çoğu insan için dinsel bir ritüel olarak görülür. Oysa dua, aslında bir olumlamadır. Düşünceleri sese dönüştürmek, bilinçli bir şekilde içsel bir enerji yaratmaktır. Dua, evrene yöneltilen bir dilek değil, insanın kendi içindeki gücü keşfetme aracıdır.
Tanrı bir dinin sahibi değildir. Tanrı dinsizdir.
Tanrı, insanı şekillendiren, ona yol gösteren bir otorite değildir. Tanrı, insanın aklında ve vicdanında yankılanan bir bilinçtir. Ona dua etmek, bir lütuf beklemek değil, kendi kaderini oluşturma bilincini içselleştirmektir. Ama insanlar, Tanrı’yı mehdileştirmek isterler. Onu bir kurtarıcı olarak görmeye ihtiyaç duyarlar. Çünkü sorumluluk almak zahmetlidir. İnsan, kolay olanı seçer; aklını ve vicdanını kullanmak yerine, tüm yükü Tanrı’ya bırakmayı tercih eder. Oysa Tanrı hiçbir şeye müdahale etmez. Eğer Tanrı müdahale eden bir ebeveyn olsaydı, masum çocukları tacizden, savaştan korurdu. Oysa çocukları korumak ebeveynlerin, insanları korumak ise aklın görevidir. Tanrı, insanı özgür bıraktı; ona akıl ve vicdan verdi ki, kendi yolunu çizebilsin.
Ama insan ne yapar? Akıl ve vicdanını kullanmaktan kaçarsa, dogmalara teslim olur. Dogmalar sorgulamanın önünü keser, düşünceyi dondurur, zekâyı geriletir. Ve zekâsı gerileyen bir insan, ne kendini ne de başkasını kurtarabilir. Bu yüzden insanlar, dogmaların içinde kaybolur. Mehdi’yi, İsa’yı, bir kurtarıcıyı beklerler. Çünkü sorumluluk almak, kurtarılmayı beklemekten daha zahmetlidir. Oysa insan çaresiz doğmamıştır. İnsan, akıl ve vicdan ile programlanmıştır.
Ama tembellik insanı çaresiz hale getirir. Ve tembellik korkuyu doğurur. Sonunda insan, kendi gücünü unutup dışarıdan bir elin kendisini kaldırmasını bekler. Oysa uyanış başladığında, akıl ve vicdan kendiliğinden devreye girer. Çünkü uyanmak, fark etmektir. Ve bir kez uyanan, asla eskiye dönemez. İnsan için en büyük sınav, sürekli yeni derslere hazır olmaktır. Hayatın içindeki sınavlar asla bitmez. Ama sınavdan kaçanlar, kurtulmayı bekleyenlerdir.
Gerçek özgürlük, sorumluluk alabilme cesaretidir. Ve işte bu yüzden dua, insanın kendi gücünü keşfetmesidir. Tanrı ise bu keşfin içinde var olan, ama onu yönlendirmeyen bir bilinçtir. Ne ödüllendirir, ne cezalandırır. Sadece insana akıl ve vicdan verir.
İnsan, bu armağanları kullanmayı öğrendiğinde, kurtuluşu da kendi içinde bulur. Dualar göğe yükselmez, bilince kök salarsa gerçektir. Çünkü akıl, Tanrı’nın insana bıraktığı en sessiz cevaptır.
Ayse Nart

Skriv et svar